PAYLAŞ
Beraet Gecesine Tevbekar Olarak Girmek

Mevlâ Te’âlâ geçmişte veya şimdi, bu günahlardan üzerimizde olup da tevbe etmemiş ise tevbe istiğfar dilenerek, bu temizlenme gecesinde karşısına tüm günahları affedilecek kullarından olarak çıkmasyı nasîp eylesin. Âmin. Berât gecesini idrâk ve ihyâ etmek, o gecede ibâdât ile meşgûl olmakla, o gecede Mevlâ Te’âlâ’dan istiğfar dilenmek, O’nun Rabliğine sığınmakla, O’nun merhametine ve emânına kaçmakla olur inşâallâh. Berâet Gecesi Namazı, Berâet Gecesinde Okunacak Dualar, Beraet Gecesinde Tövbe gibi pek çok konular ile bugüne varan bir haftayı geridde bıraktık. Mevlâ Te’âlâ istediğimiz tüm ibâdâtı yaparak, en önemlisi lâyıkıyla bu geceyi geçirmeyi, gününü de ihyâ etmeyi nasip etsin.

Berâet Gecesi Affedilmeyenler ismi ile İsmailağa Resmî Web Sitesi‘nde yayınlanan yazıyı aşağıda paylaşıyorum.

Aşağıdaki yazıda dikkat etmemiz gereken bir satırda diyor ki “İşte bu 20 maddede saydığımız günahları âdet edinenler, bunlardan tevbe etmeyen yahut bunlarda ısrâr edenler, bu günahlardan dönüp tevbekâr olmayanlar, büyük mağfiret gecesi olan Berâet gecesinde affedilenler zümresine dahil olmazlar.” İşte bu satırın getireceği ciddiyetle yazıyı okuyup, geceden evvel tevbelere devam ile istiğfar dilenelim. Bunlar arasında varsa o günahlarımızdan tam bir dönüş ile Mevlâ Te’âlâ’ya dönmeye kastedelim ve gönülden istiğfar dilenelim. Mevlâ Te’âlâ merhameti çok yüce olandır.

Birçok hadîs-i şerîfin açık beyanları üzere bu mübarek gecede bir takım insanlar günahları yüzünden mağfiret olmaktan ve Beraat almaktan mahrum olmaktadırlar. Bu hadîs-i şerîflerden bir kısmı şunlardır:

Mu‛âz ibni Cebel (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Allâh-u Te‛âlâ şa‛bânın yarı gecesinde tüm yaratıklarına nazar eder de, müşrik yahut müşâhin (fitne-fesat çıkaran ve dostluk bağlarını kesen kimse) dışında tüm kullarını bağışlar.”

(Beyhakî, Şu‛abü’l-îmân, no:3833; İbni Mâce, no:1390; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 13/257)

Âişe (Radıyallâhu Anhâ)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Cebrâîl (Aleyhisselâm) bana gelerek: ‘Bu gece şa‛bânın yarı gecesidir. Bunda Kelb kabîlesinin koyunlarının kılları kadar Allâh-u Te‛âlâ’nın âzadlıları vardır. Allâh-u Te‛âlâ bu gecede müşriklere, müşâhinlere, sıla-i rahimi kesenlere, eteğini yerden sürüyenlere, ana babasına isyan edenlere ve içkiye devam edenlere nazar etmez’ buyurdu.”

(Beyhakî, Şu‛abü’l-îmân, no:3837; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 13/259)

Abdullâh ibni ‛Amr (Radıyallâhu Anhümâ) dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Allâh-u Te‛âlâ şa‛bânın yarı gecesinde tüm yaratıklarına nazar eder de, müşâhin ve adam öldüren dışında tüm kullarını bağışlar.”

(Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, 2/176)

Ebû Sa‛lebe el-Huşenî (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Şa‛bânın yarı gecesi olunca Allâh-u Te‛âlâ yaratıklarına tecelli buyurur da müminleri bağışlar, kâfirlere (iman edinceye ya da cehenneme kadar) mühlet verir. Kindarları da kinlerini bırakıncaya kadar (affetmeyip) bırakır.

(Beyhakî, Şu‛abü’l-îmân, no:3832; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 13/257)

Osmân ibni Ebi’l-‛Âs (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor: “Şa‛bânın yarı gecesi olunca bir münadî: ‘Af isteyen var mı kendisini bağışlayayım? Bir şey isteyen var mı ona vereyim?’ diye nidâ eder. Artık tenâsül uzvuyla zinâ eden ya da şirk koşan dışında kim ne isterse mutlaka kendisine verilir.”

(Beyhakî, Şu‛abü’l-îmân, no:3836; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 13/260; Kenzü’l-ummâl, no:35178)

Nevf el-Bikâlî (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edildiğine göre şa‛bânın yarı gecesi Ali (Radıyallâhu Anh) defalarca evinden dışarı çıkarak göğe doğru baktı ve şöyle dedi: “Dâvûd (Aleyhisselâm) böyle bir gecede, aynı bu saatte dışarı çıkıp semaya bakarak: ‘Şu bir gerçek ki, bu saatte kim Allâh-u Te‛âlâ’ya yalvarırsa mutlaka ona icâbet eder. Bu gecede kim Allâh-u Te‛âlâ’dan af dilerse, aşşar yahut büyücü veya şâir yahut kâhin ya da arîf veya şurtî yahut câbî ya da davulcu ve tanburcu değilse mutlaka onu bağışlar’ buyurdu.”

(İbni Receb, Letâifü’l-me‛ârif, sh:262)

Bu hususta daha birçok hadîs-i şerîf ve rivayet mevcuttur ki, onlarda da sayılanlara ilâveten: “Musavvir”, “Kattât”, “Musârim” ve “Mudarrib” gibi vasıflar nakledilmiştir.

Bu hadîs-i şeriflerden anlaşıldığına göre; bazı günahlar herkesin affolacağı Beraat gecesi bile affolunmaya ve duaların kabulune mânî olmaktadır. Bu vasıfları bir miktar izâha çalışacak olursak:

1) Şirk (Allâh-u Te‛âlâ’ya Ortak Koşmak)

Aynı zamanda imansızlık ve kâfirlikle eş anlamda olan bu günah Allâh-u Te‛âlâ’nın affetmeyeceğini bildirdiği tek günahtır. Diğer en büyük günahları bile diledikleri için bağışlayacağını:

إِنَّ اللّٰهَ لَا يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذٰلِكَ لِمَنْ يَشَاءُ
وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعِيدًا

“Şüphesiz ki Allâh, Kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bundan başkasını ise diledikleri için bağışlar. Allâh’a ortak koşan gerçekten de pek uzak bir sapıklıkla sapmıştır” (Nisâ Sûresi:116) kavl-i şerîfinde beyan etmiştir.

Diğer bir âyeti kerimesinde de:

إِنَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللّٰهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ وَمَأْوَاهُ النَّارُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنْصَارٍ

“Şu bir gerçek ki, kim Allâh’a ortak koşarsa gerçekten Allâh ona cenneti haram kılmıştır, sığınağı ateştir. O zâlimler için yardımcılardan bir fert bile yoktur” buyurmaktadır. (Mâide Sûresi:72’den)

Buradaki şirk ve müşrik mefhûmuna birkaç kısım kâfir de dâhildir.
a) Evvelce İslam dâiresinde iken sonradan dinden dönen mürtedler,
b) Yapılması veya bırakılmasının haram olduğu konusunda icmâ (âlimler arasında görüş birliği) bulunan birşeyi helal sayanlar,
c) Bir din üzere istikrar göstermeyen zındıklar,
d) İslam’ı gösterip, kâfirliği gizleyen münâfıklar.

2) Şahnâ (Kin Tutmak)

Mağfirete mâni olan günahların başında gelen bu mâsiyet, ulemâ tarafından şöyle tefsir edilmiştir:

“Bir Müslümanın, bir din kardeşine Allâh için değil de, sadece nefsânî bir öfkeden dolayı kızması ve bu kızgınlığı yitirmeyip, sürdürerek kin besleme suretine çevirmesidir.”

Bu tarif lügat manasına en uygun olan bir görüştür ki, bu mâsiyetin sadece bu gece değil, birçok vakit yapılan amellerin kabulüne mânî olduğu hadîs-i şeriflerde yer almaktadır.

Nitekim Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Pazartesi ve perşembe günleri cennet kapıları açılır ve Allâh’a ortak koşmayan her kul bağışlanır. Ancak (din) kardeşiyle arasında kin bulunanlar hakkında (Allâh-u Te‛âlâ): ‘Bu ikisini (affetmeyi) barışıncaya kadar geciktirin’ buyurur.”

(Müslim, el-Birr, no:2565; Muvatta’, 2/908-909; Ebû Dâvûd, Edeb, no:4916; Tirmizî, el-Birr, no:2024; İbni Mâce, Sıyam, no:1740; Ahmed, el-Müsned, no:747, 2/329)

Amellerin en üstünü gönlün kin ve nefretten selâmette bulunmasıdır. Allâh’ın dostları kazandıkları yüce makamlara fazla nâfile ibâdetten ziyade hiçbir Müslümana kin tutmamak, herkesin iyiliğini istemek ve kendisi için istediklerini onlar için de istemekle ulaştılar.

Nitekim Enes (Radıyallâhu Anh)dan rivayete göre Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ashâba üç gün peşpeşe: “Şimdi cennet ehlinden bir adam size çıkıp gelecektir” buyurmuştu. Her defasında da aynı adam gelince Abdullâh ibni ‛Amr (Radıyallâhu Anh) onu misafir ederek ne amel ettiğine bakmak için üç gün yanında yatmış, fakat evinde kaldığı süre zarfında çok büyük bir amel yapmadığını görünce durumu kendisine arz etmişti.

O da: “Durum gördüğün gibi, ancak ben Müslümanlardan hiçbirine karşı kalbimde en ufak kötü bir düşünce taşımayarak uyurum” deyince, Abdullâh (Radıyallâhu Anh): “İşte bu kişi ulaştığı dereceye bu sayede kavuştu” buyurmuştur.

(Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, 3/ 166)

Abdullâh ibni ‛Amr (Radıyallâhu Anhümâ)dan rivayete göre Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)e: “İnsanların en üstününün kim olduğu” sorulduğunda: “Dili çok doğru olan ve kalbi süpürülmüş bulunan herkes” buyurdu. Lisan doğruluğunu anladıklarını ancak kalbin süpürülmüş olmasını anlayamadıklarını beyanları üzerine: “O, içerisinde hiçbir günah, kibir, kin ve kıskançlık barındırmayan takva sahibi arınmış bir kalptir” buyurdular.

(İbni Mâce, Zûhd, el-Vera‛, no:4216)

Ey din kardeşine kin tutan ve zarar vermek isteyen kişi! Herkesin affolduğu bu mübârek gecede bağışlanmaman sana ceza olarak yeter.

3) Katl (Bir İnsanın Canına Kıymak)

Bu günah hakkında hadîs-i şeriflerde: “Göklerde ve yerde bulunanların tümü, bir Müslümanın haksız yere öldürülmesine iştirak etseler, Allâh hepsini de cehenneme tökezler” (Tirmizî, Diyat:8, no:1398, 4/17) buyrulmuş ve: “Dünyanın yıkılmasının, bir müminin öldürülmesinden Allâh katında çok daha önemsiz olduğu” (Nesâî, Tahrîm:2, no:3997, 7/94) bildirilmiştir.

Dînen kısas ve benzeri yollarla öldürülmeyi hak etse de, yakmak gibi meşrû olmayan usüllerle insan öldürmek de bu günaha dâhildir.

4) Zinâ

Bu günah da:
وَالَّذِينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللّٰهِ إِلٰهًا أٰخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللّٰهُ إِلَّا بِالْحَقِّ
وَلَا يَزْنُونَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ يَلْقَ أَثَامًا

“Allâh ile birlikte başka bir ilaha tapmayanlar, Allâh’ın yasaklı kıldığı cana haksız yere kıymayanlar ve zinâ yapmayanlar” âyet-i kerîmesinde üçüncü büyük günah olarak yer almıştır ve: “Bunları yapanlar, (cehennemim dibindeki) Esâm (kuyusun)a kavuşacaktır.”
(Furkān Sûresi:68)

Zinâ mefhûmuna dâhil olan günahlar:

a) Erkek erkeğe livata (homoseksüellik),
b) Kadın kadına sihak (sürtünme, lezbiyenlik),
c) Hayvanlara tecavüz,
d) Kendileri bilfiil çalışmasalar da genel evi çalıştırarak veya aracı olarak yardımcı olanlar da zinâ günahına ortaktırlar,
e) Bazı ulemâya göre eşiyle, makattan birleşmek de buna dâhil ise de bu “Küçük livata” sayıldığından dâhil görmeyenler de vardır.

Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) kendisine en büyük günahları soran bir zâta: “Şirk ve adam öldürmekten sonra zinâyı özellikle de komşusuyla yapılan zinâ”yı belirtmiştir. Bu hadîs-i şerîf, komşuluk hakkının ihlal günahıyla birleşmesi ve günaha düşme tehlikesinin fazlalığı açısından örnek verilmiştir.
(Buhârî, no:8378; Müslim, no:86; Tirmizî, no:3181- 3182)

Yine hadîs-î şerifte: “Tüm erkek ve kadınların Allâh’ın köle ve câriyeleri (mesâbesinde) oldukları, kölesinin ve câriyesinin zinâ etmesini Allâh’tan çok kıskanan bulanmadığı, bu nedenle fuhşu haram kıldığı ve buna sebebiyet vermemesi için nâmahreme bakmamayı emrettiği” bildirilmiştir.
(Buhârî, Nikâh, 9/319; Müslîm, no:2760)

5) İçki İçmek

Bu hususta da birkaç konu vardır.
a) Hadîs-i şerifler de geçen “İdman” tâbiri, devamlılık anlamına gelse de, bir kere dahi içip tevbe etmeyenler günaha ısrarcı sayılırlar.
Nitekim zinâ hakkında geçen “Israr” tâbiri de böyle değerlendirilmelidir.
b) Bira gibi sarhoş edici maddeler de hangi isim altında bulunursa bulunsun “Hamr (şarap)” tâbirine dâhildir.
c) Sarhoş olmayacak kadar içmek de aynıdır.
Zira bir hadîs-i şerifte: “Çoğu sarhoş edenin azı da haramdır” (Ebû Dâvûd, Eşribe:5, no:3683, 3/368) buyrulmuştur.
d) Esrar, afyon, kokain gibi akıl giderici tüm maddeler buraya dâhildir.

6) ‛Ukûk (Anne-Babaya İsyan)

Anne-babanın meşrû ve elden gelen isteklerini yerine getirmemek anlamındaki bu maddeden de şunları çıkarabiliriz.
a) Ne kadar yukarı gitse de nene ve dedeler bu hükme dâhildir.
b) Onların şeriata uymayan isteklerine uymak câiz değildir.
Ancak burada sünnetleri yapmaya mâni olmak gibi konular değil de, farzları bıraktırmak ya da haram yaptırmak gibi zarûrî konular ölçü olarak alınmalıdır.

7) Sıla-i Rahmin Kat‛ı (Akraba İlişkisini Kesmek)

Ulemâ bu hususa da bir kaç yönlü açıklama getirmiştir:
a) Anne ve baba tarafından olan yakın uzak akraba ve taallukatları buraya dâhildir.
b) Ebû Zür‛a (Radıyallâhu Anh) gibi bazıları, bunu kötülük ve eziyet yapma anlamında kabul etmişlerse de birçok âlim: “İyilik yapmamak, özellikle de alıştıkları ikramı kesmek” manasında değerlendirmişlerdir.
c) Sıla-i rahim vazifesi sadaka, hediye, ziyaret, selamlama hatta mektup göndermek (ve telefon açmak) gibi birçok yolla îfâ edilebilir.
d) Mâni bir hastalık, imkânsızlık ve dînini koruma gibi meşrû mâzeretlerle bu yükümlülük kalkabilir.

8) İsbal-ı İzar (Etek Sarkıtma)

Kibir ve gururu temsil eden bu tavır, kılık kıyafetiyle ve yürüme tarzıyla, insanlara hava atan ve caka satanları böyle bir gecede bile af kapsamı dışında bırakmaktadır.

9) Kattâtlık ve Nemmamlık

Bu makamda birkaç yönlü izah vardır:
a) İnsanlar arasında konuşulanlara şâhit olup ifsad etmek (ara bozmak) için söz taşıyan ve katıp karıştıranlar,
b) İnsanlar farkında değilken gizlice onları dinleyip sonra duyduklarını başkalarına anlatan,
c) Ara bulma niyetiyle laf taşıyanlar hatta yalan bile söyleyenler bu tehdide mâruz kalacak değillerdir,
d) Namus, ırz ve haysiyetleri rencide edecek iftiralar buraya dâhildir,
e) Gıybet büyük günahlardansa da böyle önemli konuda herkes değil de âlimler ve velileri gıybet kastedilir.

10) Tasvîr (Heykel Yapmak)

Hadîs-i şeriflerde: “Kıyâmet günü en şiddetli azâba çarptırılacaklardan biri de heykeltıraşlardır” (Müslim, Libas:37, no:5537-38, sh:945; Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, 1/407) buyrulmuştur.

Bu konudaki bazı önemli notlar:
a) Ağaç ve manzara gibi cansızların tasviri buna dâhil olmaz,
b) Kanatlı at gibi uydurma bir figür yahut kafasız bir deve kuşu gibi yaşama imkânı olmayan bir heykelden bile sakınmak gerekir,
c) Zamanımızdaki fotoğraf ve sâir kamera çekimleri de Hanefî mezhebine göre zarûret dışında uygun görülmemektedir.

Ancak Mâlikî ve sâir hak mezheplerde, bunlar heykel yapma anlamına gelmeyip, gölgenin durdurulması olarak değerlendirilmiştir.

“Bir sûret tasvir eden, azâba uğratılacak ve: ‘Şekillendirdiğiniz şeylere can verin (bakalım)!’ diye zorlanacak, bunu da yapamayaca(ğı için azaptan kurtulamayaca)k” (Müslim, Libas:37, no:5541, sh:945) şeklindeki hadîs-i şerifte geçen: “Şekil verdiğiniz şeylere hayat verin” ifadesi de, resim ve kamera çekimlerinin buna dâhil olmadığını destekler. Zira bunu yapanların bir şekil vermeye kalkışmadıkları ancak Allâh’ın verdiği şekli yansıttıkları âşikârdır.
Hanefî mezhebimizin bu hususta titizliği söz konusu olduğundan, burada keyfî resim çekmelere fetva verdiğimiz gibi bir mana çıkarılmamalıdır. Ancak kastımız resim çekmenin, heykel yapmak gibi Beraat gecesindeki mağfirete mâni büyüklükte bir suç teşkil etmediğinin izâhıdır.

11) Sihir (Büyü Yapmak)

“Helâk edici yedi büyük günah”tan sayılmış ve kaçınılması emredilmiştir.

Allâh’ın izniyle ve imtihan hikmetiyle insanların ölümüne, huzursuzluğuna ve karı-kocanın ayrılmasına varıncaya kadar en büyük felaketlere sebebiyet veren bu günah maalesef günümüzde çok yaygınlaşmıştır.

Bu konuda da söyleyeceklerimiz:
a) Kalpleri ısındırma, âşık etme gibi niyetlerle de olsa büyü haramdır.
b) Kanla Kur’ân-ı Kerîm yazmak, Kur’ân-ı Kerîm’i pisliğe atmak ve bu konuda papazlara gitmek insanı dinden imandan çıkarır.
c) Âyet ve hadislerle yazılan nüsha (muska)ları takmak, büyü kabîlinden değildir.

12) Kehânet (Gelecekten Haber Vermek)

a) Bu sadette; meydana gelecek şeyleri yıldızların doğuş ve batışlarının yarattığı gibi bir şirk itikadı söz konusudur.
b) Geçmişten haber veren ve tecrübeye dayalı tahminlerde bulunan müneccimler buraya girmez.
c) Çalıntı malları bildiren arrâflar da tecrübelere, bir takım alâmetlere ve cinlerden aldıkları yalan yanlış bilgilere îtimat ettiklerinden hatadan uzak kalamazlar.
d) Ancak kâhinler kadar büyük bir şirk yanlışına da kapılmış olmazlar.
e) Gelecekle alâkalı evliyâullâhın verdiği doğru bilgiler keramet kabîlindendir, burayla alâkası yoktur.
f) Özel velîlerden olmasa da bir mümin kul rüyasında gayba muttali‛ kılınabilir. Bu nedenle kâhin sınıfına girmiş olmaz.

13) Hecr ve Musârame (Küs Durmak)

Din kardeşiyle hangi nedenle olursa olsun üç günden fazla küs duranlar da bu günahı bırakmadıkça bağışlanmazlar.

14) Ribâya Israr (Fâizcilikten Vazgeçmemek)

a) “Fâiz alan da veren de Allâh’a ve Ra- sûlüne harp açmış olur ve kıyâmet günü Firavunların bile çiğneyip geçeceği rezil bir durumda bulunur ve kan irin ırmağında boğulur.” (Bakara Sûresi:279, İbni Cerîr, İbni Ebî Hâtim, Beyhakî, Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 5/196)
b) Fâizin kâtipliğini yahut şâhitliğini yapanlar, fâizli bankalarda çalışanlar ve onlarla zarûret dışı iş yapanlar buraya dâhildir.
c) Gasp, rüşvet ve hırsızlık gibi gayr-i meşrû kazançlar da buna dâhildir.

15) Ticarette Idrâb

Buna birkaç türlü mana verilmiştir:
a) Yalan yeminlerle malını değerlendirmek ki, bu günahın:
“Memleketleri kurutacak bir günah olduğu” açıklanmıştır,
b) Aldatma, eksiltme veya fazlalaştırma sûretiyle ticarete haram katmak,
c) Aslı astarı olmayan haberler uydurarak haksız kazanç elde etmek.

16) Şâirlik

“Kahpe felek” veya “Adaletin nerde” gibi dinden çıkaracak elfâz-ı küfrü ihtivâ eden ya da belli bir kadının târifi ve haram şehvetin tahriki gibi unsurlar içeren şarkı, türkü ve şiirleri yazmak ya da okumak buraya dâhil olur.
Yoksa İslâm’a ve örfe uygun şiirlerde bir sakınca yoktur.

17) Şurtîlik (Emniyet Görevlisi Olmak)

Allâh’ın ve kulların haklarını çiğneyen zâlimlere parayla destekçi olmak konumuz açısından pek önemlidir. Yoksa vatanı milleti korumak ve asâyişi temin uğrunda çalışan asker ve polislerin konuyla alakası yoktur.

18) Davul, ‛Ûd ve Tanbûr Gibi Müzik Aletleri Çalmak

Bundan maksat İmâm-ı Nablusî (Rahimehullâh)ın da “Îzâhu’d-delâlât” isimli eserindeki beyânı vechile; çengiler ve içkilerle birliktelik ve farzları kaçırma gibi müziğin ayrılmaz elemanlarıyla birleşmesi halinde bu âletlerin kullanımı bu gece affolunmaya mânidir.

Farzlara riâyet ve haramlardan sakınılması durumunda ise, yine bu eğlenceler birçok âlim tarafından iyi sayılmamışsa da, bu gece affı engelleyecek büyük günahlara dâhil değildir.

19) Aşşârlık ve Cibâyet Yapmak

Bu günah “Ticaretlerden ve gümrüklerden haksız gelir elde etmek, zekât, ‛uşûr ve fitre gibi İslamî hakların dışında, insanların kârlarından para almak” demektir ki yardım, yataklık, kâtiplik, şâhitlik gibi her hangi bir yolla bu haksızlığa destek çıkanlar da bu günaha ortaktırlar.

‛Ukbe ibni ‛Âmir (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Meks sahibi cennete girmez.” (Dârimî, Fethu’l-Mennân, Zekât:28, no:1789, 7/213; Hâkim, el-Müstedrek, 1/404; Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, 4/143; Ebû Dâvûd, Harâc:7, no:2937, 2/147-148)

Câhiliyet devrinde insanların çarşı-pazarda sattığı şeylerden alınan akçeye “Meks” denirdi ki bunu yapana “Mekkas” ve “Aşşâr” denilirdi.

Köprü başlarında durup, gelen geçenden “Toprak bastı” nâmıyla alınan paraya da, tüccar mallarından meşrû vergi dışında fazladan tahsil edilen paraya da “Meks” ve “Bâc” adı verilmiştir.
Bunların bu şekilde alınması câiz olmayıp, bunu emredenler de bu emri uygulayanlar da birçok hadîs-i şeriflerde zemmolunmuşlardır.

Hâsılı; ticaret erbâbından alınacak gümrükler ve sâir vergiler, onların canlarını ve mallarını koruma gayesine yönelik olarak meşrû ve makul bir tarzda tahsil edilebilir. Aksi takdirde yapılacak muâmelenin bir zulümden ibaret olacağı (ve sahibini Beraat gecesinin en büyük mağfiret ve bereketlerinden mahrum edeceği) birçok muteber kaynakta yer almaktadır.
(Ömer Nasûhî Bilmen, Hukûk-i İslâmiyye ve İstılâhât-ı Fıhhiyye Kāmusu, 4/96-97)

20) ‛Irâfet

Bu da “Bir kabilenin veya toplumun yönetimini üstlenmek” anlamındadır. “Yönetimi elinde bulunduranların, cehennemde oldukları”nı ifade eden birçok hadîs-i şerîf riyâsetin fitnesine dikkat çekerek baş olma sevdâsından sakındırmayı hedeflemektedir.

Zira insanların yönetimi ve hakları çok zor olup ağır sorumluluklar yüklediğinden, hakkı yerine getirilmemesi durumunda büyük vebal ve azaplar kazandırır. Dolayısıyla Beraat gecesi affolunmayan idareciler insanların sorumluluğunu almış, sonra da hem Allâh’ın, hem de kulların haklarına halel getirmiş sorumsuz yöneticilerdir.

İşte bu yirmi maddede izâha çalıştığımız günahlardan birini âdet edinenler, bu büyük gecede mağfireti kaçırırlar.

Ancak günahlarından usanıp, evvelce işledikleri günahlara bir daha asla dönmemeyi kastederek Rabbine nasûh tevbesiyle dönenleri ve işlemiş oldukları seyyiâtın mânevî yükünü hâlâ omuzlarında hissedip de pişmanlık suyuyla günah kirlerini yıkayanları Allâh-u Te‛âlâ en sağlam yola sokar ve peygamberler, sıddîklar, şehitler ve sâlihlerden oluşan en güzel dostlara katar. Zira hakîki bir tevbe tüm geçmişi yıkar.

Kaynak: http://www.ismailaga.org.tr/beraat-gecesi-affedilmeyenler

Birçok hadîs-i şerîfin açık beyanları üzere bu mübarek gecede bir takım insanlar günahları yüzünden mağfiret olmaktan ve Beraat almaktan mahrum olmaktadırlar. Bu hadîs-i şerîflerden bir kısmı şunlardır:

Mu‛âz ibni Cebel (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Allâh-u Te‛âlâ şa‛bânın yarı gecesinde tüm yaratıklarına nazar eder de, müşrik yahut müşâhin (fitne-fesat çıkaran ve dostluk bağlarını kesen kimse) dışında tüm kullarını bağışlar.”

(Beyhakî, Şu‛abü’l-îmân, no:3833; İbni Mâce, no:1390; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 13/257)

Âişe (Radıyallâhu Anhâ)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Cebrâîl (Aleyhisselâm) bana gelerek: ‘Bu gece şa‛bânın yarı gecesidir. Bunda Kelb kabîlesinin koyunlarının kılları kadar Allâh-u Te‛âlâ’nın âzadlıları vardır. Allâh-u Te‛âlâ bu gecede müşriklere, müşâhinlere, sıla-i rahimi kesenlere, eteğini yerden sürüyenlere, ana babasına isyan edenlere ve içkiye devam edenlere nazar etmez’ buyurdu.”

(Beyhakî, Şu‛abü’l-îmân, no:3837; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 13/259)

Abdullâh ibni ‛Amr (Radıyallâhu Anhümâ) dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Allâh-u Te‛âlâ şa‛bânın yarı gecesinde tüm yaratıklarına nazar eder de, müşâhin ve adam öldüren dışında tüm kullarını bağışlar.”

(Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, 2/176)

Ebû Sa‛lebe el-Huşenî (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Şa‛bânın yarı gecesi olunca Allâh-u Te‛âlâ yaratıklarına tecelli buyurur da müminleri bağışlar, kâfirlere (iman edinceye ya da cehenneme kadar) mühlet verir. Kindarları da kinlerini bırakıncaya kadar (affetmeyip) bırakır.

(Beyhakî, Şu‛abü’l-îmân, no:3832; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 13/257)

Osmân ibni Ebi’l-‛Âs (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor: “Şa‛bânın yarı gecesi olunca bir münadî: ‘Af isteyen var mı kendisini bağışlayayım? Bir şey isteyen var mı ona vereyim?’ diye nidâ eder. Artık tenâsül uzvuyla zinâ eden ya da şirk koşan dışında kim ne isterse mutlaka kendisine verilir.”

(Beyhakî, Şu‛abü’l-îmân, no:3836; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 13/260; Kenzü’l-ummâl, no:35178)

Nevf el-Bikâlî (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edildiğine göre şa‛bânın yarı gecesi Ali (Radıyallâhu Anh) defalarca evinden dışarı çıkarak göğe doğru baktı ve şöyle dedi: “Dâvûd (Aleyhisselâm) böyle bir gecede, aynı bu saatte dışarı çıkıp semaya bakarak: ‘Şu bir gerçek ki, bu saatte kim Allâh-u Te‛âlâ’ya yalvarırsa mutlaka ona icâbet eder. Bu gecede kim Allâh-u Te‛âlâ’dan af dilerse, aşşar yahut büyücü veya şâir yahut kâhin ya da arîf veya şurtî yahut câbî ya da davulcu ve tanburcu değilse mutlaka onu bağışlar’ buyurdu.”

(İbni Receb, Letâifü’l-me‛ârif, sh:262)

Bu hususta daha birçok hadîs-i şerîf ve rivayet mevcuttur ki, onlarda da sayılanlara ilâveten: “Musavvir”, “Kattât”, “Musârim” ve “Mudarrib” gibi vasıflar nakledilmiştir.

Bu hadîs-i şeriflerden anlaşıldığına göre; bazı günahlar herkesin affolacağı Beraat gecesi bile affolunmaya ve duaların kabulune mânî olmaktadır. Bu vasıfları bir miktar izâha çalışacak olursak:

1) Şirk (Allâh-u Te‛âlâ’ya Ortak Koşmak)

Aynı zamanda imansızlık ve kâfirlikle eş anlamda olan bu günah Allâh-u Te‛âlâ’nın affetmeyeceğini bildirdiği tek günahtır. Diğer en büyük günahları bile diledikleri için bağışlayacağını:

إِنَّ اللّٰهَ لَا يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذٰلِكَ لِمَنْ يَشَاءُ
وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعِيدًا

“Şüphesiz ki Allâh, Kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bundan başkasını ise diledikleri için bağışlar. Allâh’a ortak koşan gerçekten de pek uzak bir sapıklıkla sapmıştır” (Nisâ Sûresi:116) kavl-i şerîfinde beyan etmiştir.

Diğer bir âyeti kerimesinde de:

إِنَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللّٰهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ وَمَأْوَاهُ النَّارُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنْصَارٍ

“Şu bir gerçek ki, kim Allâh’a ortak koşarsa gerçekten Allâh ona cenneti haram kılmıştır, sığınağı ateştir. O zâlimler için yardımcılardan bir fert bile yoktur” buyurmaktadır. (Mâide Sûresi:72’den)

Buradaki şirk ve müşrik mefhûmuna birkaç kısım kâfir de dâhildir.
a) Evvelce İslam dâiresinde iken sonradan dinden dönen mürtedler,
b) Yapılması veya bırakılmasının haram olduğu konusunda icmâ (âlimler arasında görüş birliği) bulunan birşeyi helal sayanlar,
c) Bir din üzere istikrar göstermeyen zındıklar,
d) İslam’ı gösterip, kâfirliği gizleyen münâfıklar.

2) Şahnâ (Kin Tutmak)

Mağfirete mâni olan günahların başında gelen bu mâsiyet, ulemâ tarafından şöyle tefsir edilmiştir:

“Bir Müslümanın, bir din kardeşine Allâh için değil de, sadece nefsânî bir öfkeden dolayı kızması ve bu kızgınlığı yitirmeyip, sürdürerek kin besleme suretine çevirmesidir.”

Bu tarif lügat manasına en uygun olan bir görüştür ki, bu mâsiyetin sadece bu gece değil, birçok vakit yapılan amellerin kabulüne mânî olduğu hadîs-i şeriflerde yer almaktadır.

Nitekim Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Pazartesi ve perşembe günleri cennet kapıları açılır ve Allâh’a ortak koşmayan her kul bağışlanır. Ancak (din) kardeşiyle arasında kin bulunanlar hakkında (Allâh-u Te‛âlâ): ‘Bu ikisini (affetmeyi) barışıncaya kadar geciktirin’ buyurur.”

(Müslim, el-Birr, no:2565; Muvatta’, 2/908-909; Ebû Dâvûd, Edeb, no:4916; Tirmizî, el-Birr, no:2024; İbni Mâce, Sıyam, no:1740; Ahmed, el-Müsned, no:747, 2/329)

Amellerin en üstünü gönlün kin ve nefretten selâmette bulunmasıdır. Allâh’ın dostları kazandıkları yüce makamlara fazla nâfile ibâdetten ziyade hiçbir Müslümana kin tutmamak, herkesin iyiliğini istemek ve kendisi için istediklerini onlar için de istemekle ulaştılar.

Nitekim Enes (Radıyallâhu Anh)dan rivayete göre Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ashâba üç gün peşpeşe: “Şimdi cennet ehlinden bir adam size çıkıp gelecektir” buyurmuştu. Her defasında da aynı adam gelince Abdullâh ibni ‛Amr (Radıyallâhu Anh) onu misafir ederek ne amel ettiğine bakmak için üç gün yanında yatmış, fakat evinde kaldığı süre zarfında çok büyük bir amel yapmadığını görünce durumu kendisine arz etmişti.

O da: “Durum gördüğün gibi, ancak ben Müslümanlardan hiçbirine karşı kalbimde en ufak kötü bir düşünce taşımayarak uyurum” deyince, Abdullâh (Radıyallâhu Anh): “İşte bu kişi ulaştığı dereceye bu sayede kavuştu” buyurmuştur.

(Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, 3/ 166)

Abdullâh ibni ‛Amr (Radıyallâhu Anhümâ)dan rivayete göre Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)e: “İnsanların en üstününün kim olduğu” sorulduğunda: “Dili çok doğru olan ve kalbi süpürülmüş bulunan herkes” buyurdu. Lisan doğruluğunu anladıklarını ancak kalbin süpürülmüş olmasını anlayamadıklarını beyanları üzerine: “O, içerisinde hiçbir günah, kibir, kin ve kıskançlık barındırmayan takva sahibi arınmış bir kalptir” buyurdular.

(İbni Mâce, Zûhd, el-Vera‛, no:4216)

Ey din kardeşine kin tutan ve zarar vermek isteyen kişi! Herkesin affolduğu bu mübârek gecede bağışlanmaman sana ceza olarak yeter.

3) Katl (Bir İnsanın Canına Kıymak)

Bu günah hakkında hadîs-i şeriflerde: “Göklerde ve yerde bulunanların tümü, bir Müslümanın haksız yere öldürülmesine iştirak etseler, Allâh hepsini de cehenneme tökezler” (Tirmizî, Diyat:8, no:1398, 4/17) buyrulmuş ve: “Dünyanın yıkılmasının, bir müminin öldürülmesinden Allâh katında çok daha önemsiz olduğu” (Nesâî, Tahrîm:2, no:3997, 7/94) bildirilmiştir.

Dînen kısas ve benzeri yollarla öldürülmeyi hak etse de, yakmak gibi meşrû olmayan usüllerle insan öldürmek de bu günaha dâhildir.

4) Zinâ

Bu günah da:
﴿وَالَّذِينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللّٰهِ إِلٰهًا أٰخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللّٰهُ إِلَّا بِالْحَقِّ
وَلَا يَزْنُونَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ يَلْقَ أَثَامًا﴾

“Allâh ile birlikte başka bir ilaha tapmayanlar, Allâh’ın yasaklı kıldığı cana haksız yere kıymayanlar ve zinâ yapmayanlar” âyet-i kerîmesinde üçüncü büyük günah olarak yer almıştır ve: “Bunları yapanlar, (cehennemim dibindeki) Esâm (kuyusun)a kavuşacaktır.”
(Furkān Sûresi:68)

Zinâ mefhûmuna dâhil olan günahlar:

a) Erkek erkeğe livata (homoseksüellik),
b) Kadın kadına sihak (sürtünme, lezbiyenlik),
c) Hayvanlara tecavüz,
d) Kendileri bilfiil çalışmasalar da genel evi çalıştırarak veya aracı olarak yardımcı olanlar da zinâ günahına ortaktırlar,
e) Bazı ulemâya göre eşiyle, makattan birleşmek de buna dâhil ise de bu “Küçük livata” sayıldığından dâhil görmeyenler de vardır.

Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) kendisine en büyük günahları soran bir zâta: “Şirk ve adam öldürmekten sonra zinâyı özellikle de komşusuyla yapılan zinâ”yı belirtmiştir. Bu hadîs-i şerîf, komşuluk hakkının ihlal günahıyla birleşmesi ve günaha düşme tehlikesinin fazlalığı açısından örnek verilmiştir.
(Buhârî, no:8378; Müslim, no:86; Tirmizî, no:3181- 3182)

Yine hadîs-î şerifte: “Tüm erkek ve kadınların Allâh’ın köle ve câriyeleri (mesâbesinde) oldukları, kölesinin ve câriyesinin zinâ etmesini Allâh’tan çok kıskanan bulanmadığı, bu nedenle fuhşu haram kıldığı ve buna sebebiyet vermemesi için nâmahreme bakmamayı emrettiği” bildirilmiştir.
(Buhârî, Nikâh, 9/319; Müslîm, no:2760)

5) İçki İçmek

Bu hususta da birkaç konu vardır.
a) Hadîs-i şerifler de geçen “İdman” tâbiri, devamlılık anlamına gelse de, bir kere dahi içip tevbe etmeyenler günaha ısrarcı sayılırlar.
Nitekim zinâ hakkında geçen “Israr” tâbiri de böyle değerlendirilmelidir.
b) Bira gibi sarhoş edici maddeler de hangi isim altında bulunursa bulunsun “Hamr (şarap)” tâbirine dâhildir.
c) Sarhoş olmayacak kadar içmek de aynıdır.
Zira bir hadîs-i şerifte: “Çoğu sarhoş edenin azı da haramdır” (Ebû Dâvûd, Eşribe:5, no:3683, 3/368) buyrulmuştur.
d) Esrar, afyon, kokain gibi akıl giderici tüm maddeler buraya dâhildir.

6) ‛Ukûk (Anne-Babaya İsyan)

Anne-babanın meşrû ve elden gelen isteklerini yerine getirmemek anlamındaki bu maddeden de şunları çıkarabiliriz.
a) Ne kadar yukarı gitse de nene ve dedeler bu hükme dâhildir.
b) Onların şeriata uymayan isteklerine uymak câiz değildir.
Ancak burada sünnetleri yapmaya mâni olmak gibi konular değil de, farzları bıraktırmak ya da haram yaptırmak gibi zarûrî konular ölçü olarak alınmalıdır.

7) Sıla-i Rahmin Kat‛ı (Akraba İlişkisini Kesmek)

Ulemâ bu hususa da bir kaç yönlü açıklama getirmiştir:
a) Anne ve baba tarafından olan yakın uzak akraba ve taallukatları buraya dâhildir.
b) Ebû Zür‛a (Radıyallâhu Anh) gibi bazıları, bunu kötülük ve eziyet yapma anlamında kabul etmişlerse de birçok âlim: “İyilik yapmamak, özellikle de alıştıkları ikramı kesmek” manasında değerlendirmişlerdir.
c) Sıla-i rahim vazifesi sadaka, hediye, ziyaret, selamlama hatta mektup göndermek (ve telefon açmak) gibi birçok yolla îfâ edilebilir.
d) Mâni bir hastalık, imkânsızlık ve dînini koruma gibi meşrû mâzeretlerle bu yükümlülük kalkabilir.

8) İsbal-ı İzar (Etek Sarkıtma)

Kibir ve gururu temsil eden bu tavır, kılık kıyafetiyle ve yürüme tarzıyla, insanlara hava atan ve caka satanları böyle bir gecede bile af kapsamı dışında bırakmaktadır.

9) Kattâtlık ve Nemmamlık

Bu makamda birkaç yönlü izah vardır:
a) İnsanlar arasında konuşulanlara şâhit olup ifsad etmek (ara bozmak) için söz taşıyan ve katıp karıştıranlar,
b) İnsanlar farkında değilken gizlice onları dinleyip sonra duyduklarını başkalarına anlatan,
c) Ara bulma niyetiyle laf taşıyanlar hatta yalan bile söyleyenler bu tehdide mâruz kalacak değillerdir,
d) Namus, ırz ve haysiyetleri rencide edecek iftiralar buraya dâhildir,
e) Gıybet büyük günahlardansa da böyle önemli konuda herkes değil de âlimler ve velileri gıybet kastedilir.

10) Tasvîr (Heykel Yapmak)

Hadîs-i şeriflerde: “Kıyâmet günü en şiddetli azâba çarptırılacaklardan biri de heykeltıraşlardır” (Müslim, Libas:37, no:5537-38, sh:945; Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, 1/407) buyrulmuştur.

Bu konudaki bazı önemli notlar:
a) Ağaç ve manzara gibi cansızların tasviri buna dâhil olmaz,
b) Kanatlı at gibi uydurma bir figür yahut kafasız bir deve kuşu gibi yaşama imkânı olmayan bir heykelden bile sakınmak gerekir,
c) Zamanımızdaki fotoğraf ve sâir kamera çekimleri de Hanefî mezhebine göre zarûret dışında uygun görülmemektedir.

Ancak Mâlikî ve sâir hak mezheplerde, bunlar heykel yapma anlamına gelmeyip, gölgenin durdurulması olarak değerlendirilmiştir.

“Bir sûret tasvir eden, azâba uğratılacak ve: ‘Şekillendirdiğiniz şeylere can verin (bakalım)!’ diye zorlanacak, bunu da yapamayaca(ğı için azaptan kurtulamayaca)k” (Müslim, Libas:37, no:5541, sh:945) şeklindeki hadîs-i şerifte geçen: “Şekil verdiğiniz şeylere hayat verin” ifadesi de, resim ve kamera çekimlerinin buna dâhil olmadığını destekler. Zira bunu yapanların bir şekil vermeye kalkışmadıkları ancak Allâh’ın verdiği şekli yansıttıkları âşikârdır.
Hanefî mezhebimizin bu hususta titizliği söz konusu olduğundan, burada keyfî resim çekmelere fetva verdiğimiz gibi bir mana çıkarılmamalıdır. Ancak kastımız resim çekmenin, heykel yapmak gibi Beraat gecesindeki mağfirete mâni büyüklükte bir suç teşkil etmediğinin izâhıdır.

11) Sihir (Büyü Yapmak)

“Helâk edici yedi büyük günah”tan sayılmış ve kaçınılması emredilmiştir.

Allâh’ın izniyle ve imtihan hikmetiyle insanların ölümüne, huzursuzluğuna ve karı-kocanın ayrılmasına varıncaya kadar en büyük felaketlere sebebiyet veren bu günah maalesef günümüzde çok yaygınlaşmıştır.

Bu konuda da söyleyeceklerimiz:
a) Kalpleri ısındırma, âşık etme gibi niyetlerle de olsa büyü haramdır.
b) Kanla Kur’ân-ı Kerîm yazmak, Kur’ân-ı Kerîm’i pisliğe atmak ve bu konuda papazlara gitmek insanı dinden imandan çıkarır.
c) Âyet ve hadislerle yazılan nüsha (muska)ları takmak, büyü kabîlinden değildir.

12) Kehânet (Gelecekten Haber Vermek)

a) Bu sadette; meydana gelecek şeyleri yıldızların doğuş ve batışlarının yarattığı gibi bir şirk itikadı söz konusudur.
b) Geçmişten haber veren ve tecrübeye dayalı tahminlerde bulunan müneccimler buraya girmez.
c) Çalıntı malları bildiren arrâflar da tecrübelere, bir takım alâmetlere ve cinlerden aldıkları yalan yanlış bilgilere îtimat ettiklerinden hatadan uzak kalamazlar.
d) Ancak kâhinler kadar büyük bir şirk yanlışına da kapılmış olmazlar.
e) Gelecekle alâkalı evliyâullâhın verdiği doğru bilgiler keramet kabîlindendir, burayla alâkası yoktur.
f) Özel velîlerden olmasa da bir mümin kul rüyasında gayba muttali‛ kılınabilir. Bu nedenle kâhin sınıfına girmiş olmaz.

13) Hecr ve Musârame (Küs Durmak)

Din kardeşiyle hangi nedenle olursa olsun üç günden fazla küs duranlar da bu günahı bırakmadıkça bağışlanmazlar.

14) Ribâya Israr (Fâizcilikten Vazgeçmemek)

a) “Fâiz alan da veren de Allâh’a ve Ra- sûlüne harp açmış olur ve kıyâmet günü Firavunların bile çiğneyip geçeceği rezil bir durumda bulunur ve kan irin ırmağında boğulur.” (Bakara Sûresi:279, İbni Cerîr, İbni Ebî Hâtim, Beyhakî, Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 5/196)
b) Fâizin kâtipliğini yahut şâhitliğini yapanlar, fâizli bankalarda çalışanlar ve onlarla zarûret dışı iş yapanlar buraya dâhildir.
c) Gasp, rüşvet ve hırsızlık gibi gayr-i meşrû kazançlar da buna dâhildir.

15) Ticarette Idrâb

Buna birkaç türlü mana verilmiştir:
a) Yalan yeminlerle malını değerlendirmek ki, bu günahın:
“Memleketleri kurutacak bir günah olduğu” açıklanmıştır,
b) Aldatma, eksiltme veya fazlalaştırma sûretiyle ticarete haram katmak,
c) Aslı astarı olmayan haberler uydurarak haksız kazanç elde etmek.

16) Şâirlik

“Kahpe felek” veya “Adaletin nerde” gibi dinden çıkaracak elfâz-ı küfrü ihtivâ eden ya da belli bir kadının târifi ve haram şehvetin tahriki gibi unsurlar içeren şarkı, türkü ve şiirleri yazmak ya da okumak buraya dâhil olur.
Yoksa İslâm’a ve örfe uygun şiirlerde bir sakınca yoktur.

17) Şurtîlik (Emniyet Görevlisi Olmak)

Allâh’ın ve kulların haklarını çiğneyen zâlimlere parayla destekçi olmak konumuz açısından pek önemlidir. Yoksa vatanı milleti korumak ve asâyişi temin uğrunda çalışan asker ve polislerin konuyla alakası yoktur.

18) Davul, ‛Ûd ve Tanbûr Gibi Müzik Aletleri Çalmak

Bundan maksat İmâm-ı Nablusî (Rahimehullâh)ın da “Îzâhu’d-delâlât” isimli eserindeki beyânı vechile; çengiler ve içkilerle birliktelik ve farzları kaçırma gibi müziğin ayrılmaz elemanlarıyla birleşmesi halinde bu âletlerin kullanımı bu gece affolunmaya mânidir.

Farzlara riâyet ve haramlardan sakınılması durumunda ise, yine bu eğlenceler birçok âlim tarafından iyi sayılmamışsa da, bu gece affı engelleyecek büyük günahlara dâhil değildir.

19) Aşşârlık ve Cibâyet Yapmak

Bu günah “Ticaretlerden ve gümrüklerden haksız gelir elde etmek, zekât, ‛uşûr ve fitre gibi İslamî hakların dışında, insanların kârlarından para almak” demektir ki yardım, yataklık, kâtiplik, şâhitlik gibi her hangi bir yolla bu haksızlığa destek çıkanlar da bu günaha ortaktırlar.

‛Ukbe ibni ‛Âmir (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Meks sahibi cennete girmez.” (Dârimî, Fethu’l-Mennân, Zekât:28, no:1789, 7/213; Hâkim, el-Müstedrek, 1/404; Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, 4/143; Ebû Dâvûd, Harâc:7, no:2937, 2/147-148)

Câhiliyet devrinde insanların çarşı-pazarda sattığı şeylerden alınan akçeye “Meks” denirdi ki bunu yapana “Mekkas” ve “Aşşâr” denilirdi.

Köprü başlarında durup, gelen geçenden “Toprak bastı” nâmıyla alınan paraya da, tüccar mallarından meşrû vergi dışında fazladan tahsil edilen paraya da “Meks” ve “Bâc” adı verilmiştir.
Bunların bu şekilde alınması câiz olmayıp, bunu emredenler de bu emri uygulayanlar da birçok hadîs-i şeriflerde zemmolunmuşlardır.

Hâsılı; ticaret erbâbından alınacak gümrükler ve sâir vergiler, onların canlarını ve mallarını koruma gayesine yönelik olarak meşrû ve makul bir tarzda tahsil edilebilir. Aksi takdirde yapılacak muâmelenin bir zulümden ibaret olacağı (ve sahibini Beraat gecesinin en büyük mağfiret ve bereketlerinden mahrum edeceği) birçok muteber kaynakta yer almaktadır.
(Ömer Nasûhî Bilmen, Hukûk-i İslâmiyye ve İstılâhât-ı Fıhhiyye Kāmusu, 4/96-97)

20) ‛Irâfet

Bu da “Bir kabilenin veya toplumun yönetimini üstlenmek” anlamındadır. “Yönetimi elinde bulunduranların, cehennemde oldukları”nı ifade eden birçok hadîs-i şerîf riyâsetin fitnesine dikkat çekerek baş olma sevdâsından sakındırmayı hedeflemektedir.

Zira insanların yönetimi ve hakları çok zor olup ağır sorumluluklar yüklediğinden, hakkı yerine getirilmemesi durumunda büyük vebal ve azaplar kazandırır. Dolayısıyla Beraat gecesi affolunmayan idareciler insanların sorumluluğunu almış, sonra da hem Allâh’ın, hem de kulların haklarına halel getirmiş sorumsuz yöneticilerdir.

İşte bu yirmi maddede izâha çalıştığımız günahlardan birini âdet edinenler, bu büyük gecede mağfireti kaçırırlar.

Ancak günahlarından usanıp, evvelce işledikleri günahlara bir daha asla dönmemeyi kastederek Rabbine nasûh tevbesiyle dönenleri ve işlemiş oldukları seyyiâtın mânevî yükünü hâlâ omuzlarında hissedip de pişmanlık suyuyla günah kirlerini yıkayanları Allâh-u Te‛âlâ en sağlam yola sokar ve peygamberler, sıddîklar, şehitler ve sâlihlerden oluşan en güzel dostlara katar. Zira hakîki bir tevbe tüm geçmişi yıkar.