PAYLAŞ
Feriduddin Attar Kimdir

Ferîdûni Attâr olarak da bilinen, asıl meşhûr ismi ile Ferîdüddîn Attâr, hicrî 513’de (mîlâdî 1119) Nişâbur’da doğduğu, hicrî 627’de (mîlâdî 1229) ise Moğol istilâsında kılıç yarasıyla şehid olduğu bilinmektedir. Tarihlerde bazı ihtilaf olsa da genel kabul bu yöndedir.

Eczacı olan babasının mesleğini yaptığı ve dervişliği zamanında da bu ilme hürmeti, aynı zamanda bilinirliği sebebiyle, Attâr ismini kullanmaktaydı. Şâir ve mutasavvıf idi. Rızâ-i Bâri yoluna döndüğünde, mesleğini tamamen bıraktığı bildirilir.

Arapça, tefsir, hadis, fıkıh, kelam ve fenni ilimlerle dolu bir zât olduğu, çoğu manzum 10 civarında yazılı eser bıraktığını söyleyebiliriz. Türbesi Nişâbur’un Şadbâh nahiyesinde bulunur.

Mevlânâ Celâeddîn Rûmî kuddise sirruh, Ferîdüddîn Attâr hakkında şöyle buyurdular:

“Attâr aşkın yedi şehrini gezdi de… Biz ancâk bir sokağının dönemecindeyiz.”

Ferîdüddîn Attâr’dan Bir Kıssa

İlim talebeleri, hatta cemaat hâlde bulunan tüm gruplar için kısa bir kıssa. Feridüddin Attar (Kuddise Sirruhû) hazretlerinden nakledildi.

Vaktiyle bir dergâhda hizmet eden talebelerden biri, bir gün hocasına dedi ki:

“Efendim, zat-ı âlînize elimden geldiği kadar hizmet etmeğe, teveccüh ve muhabbetlerinizi kazanmağa gayret ediyorum. Fakat dergâhdaki bazı kardeşlerimiz farklı karakterlerde. Onların davranış ve sözleri beni çok rahatsız ediyor. Bu şekilde birçok kardeşimiz de bazılarından rahatsız oluyor. Bu sebeble dergâhdan ayrılmayı düşünüyoruz. Müsaade buyurursanız, dışarıdan hizmete devam etmek istiyoruz.”

Bunun üzerine hocası buyurdu ki:

Arkadaşlarının Okuna Dayanan Kurtulacak İnşâallâh

“Evladım, beni iyi dinle! Soğuk bir kış sabahı idi. Her taraf buz kesiyordu. Hayvanlar soğuktan telef olmamak için birbirine sarılıyordu. Bir kirpi sürüsü de donmamak icin birbirine sarildi. Az sonra okları birbirine batınca ayrıldı. Üşüyünce birbirlerine tekrar yaklaştılar, oklar rahatsız edince yine uzaklaştılar. Soğuktan donmakla, batan okların acısı arasında gidip geldiler. Nihayet arkadaşının oklarının acısına tahammül edeceklerini anlayinca, birbirlerine sımsıkı sarıldılar ve böylece donmaktan kurtuldular. Yoksa hepsi de donarak öleceklerdi.

İşte evladım, sizler de bu dergâhda birbirinizin oklarına tahammül ederseniz, acı çekersiniz, hatta bu acılar nefsinizi terbiye etmenize faideli olur. Fakat, ‘biz bazı arkadaşlarımızın oklarına tahammül edemeyiz, burayı terkederiz’ derseniz, dışarıda donar, helâk olursunuz. Kararınızı buna göre verin.”