PAYLAŞ

Arslan yeğenlerim! Bu genç yaşta, İzmir’in Karşıyakasında, Çiğlisinde, Ankara’nın merkezinde etrafınıza bakmadan Kur’an okuyor, namaz kılıyorsunuz. İbadetin kıymetlisini siz yapıyorsunuz… Allah daim kılsın ve sizi rızasına kadar yüceltsin!

Hep “vakit dar” yerine “vakit var” diyenlere bir çift kelam kadar kısa kıssa:

Kendisine ibadeti telkin eden Burakhan ve Emir Sultan’a, henüz genç olduğu, ömrünün ve vaktinin çokluğundan bahisle gafletini tarif eden bir Gafil Adam vardır. Aynı telkinlerden biri esnasında orada bulunan Kaan duruma kulak misafiri olur. Burakhan ile Emir Sultan’ın dil döküp, ibadete eğilmesi ve buna devam etmesi yönündeki telkinlerine Gafil Adam: “Daha gencim, çok da çalışmam lazım, vakti gelince o işi de yaparız. Üstelik son nefesde imanını kurtarsan, şahadet getirsen tamamdır.” demektedir. Kaan konuya müdahil oluverir:

– Selâmün Aleyküm, Merhaba. Siz ne işle meşgûlsünüz?

– Aleyküm selâm. Terziyim.

– Ölüm gelse, canınız çıkacak olsa, o halde bir iğnenin deliğinden ipliği geçirebilir misiniz?

– Şaka mı bu, elbette öyle bir şey olamaz, yapamam.

– Pekiyi, bir ömür boyu meşgul olup en iyi bildiğiniz işi o esnada yapamayacağınızdan bu kadar eminken, o zamana kadar meşgul olmadığınız bir şeyi yapabileceğinizden nasıl emin oldunuz? 

Aslında vakit çok dar. Üstelik bilemediğimiz kadar dar. Bu yüzden Efendimiz (s.a.s.) buyurmuştu ki:

هلك المسوفون (Erteleyenler helâk oldu! [Hadîs-i Şerîf])


İmam-ı Gazâlî Eyyühe’l Veled’de (Ey Oğul’da) şöyle buyurmuştu:

Ey sevgili oğlum ve sâdık dostum! Allahü teâlâ ömrünü ibâdet ve O’na itaat üzre uzun eylesin! Bütün nasihatlar Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellemden alınmıştır. Ondan gelmeyen nasihatlar fayda vermez. Eğer ondan nasiplendiysen benim nasihatlerime de ihtiyacın yok. Eğer ondan nasiplenmediysen, birisini bile almadıysan senelerce yanımda niçin kaldın ve niçin okudun?

Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” dünyâya yayılan nasîhatlerinden biri şudur:

Allahü teâlânın, bir kuluna rahmet etmeyeceğine, ona gazâb ve azâb edeceğine alâmet, dünyâya ve âhırete fâidesi olmayan şeylerle meşgûl olması, zemânlarını lüzûmsuz şeylerle öldürmesidir. Bir kimse ömründen bir sâati, Allahü teâlânın beğenmediği bir şeyde geçerse, ne kadar çok pişmân olsa, üzülse yeridir. Bir kimse kırk yaşını geçdiği hâlde onun hayrlı işleri, ya’nî sevâbları, kötü işlerinden, ya’nî günâhlarından ziyâde olmadı ise, Cehenneme hâzırlansın.

İşte böyle… Bizim yaşımız kırkı buldu. Allah’ın istemediği çok şeyle çok zamanlar meşgûl olduk, geri dönüp silemeyeceğimiz ya da çeviremeyeceğimiz çok vakitler geçirdik. Bugün bizim biriktirdiğimiz günahlar sevaplarımızı örtecek kadar. Allah bizi affetsin, muhakkak O Rahmet sahibi ve çok bağışlayıcıdır. Elbette canını teslim ettikten sonra salih amel işlemek üzere dünyaya dönmek için Allah’a yalvaracak olanlardan en büyük farkımız henüz hayatta olmamızdır ve bu da Allah’ın c.c. bize halen tanıdığı bir süre olduğuna işarettir. Öyleyse kurtuluşun anahtarı bizde değil mi: İman edip sâlih amel işlemek! Kur’anda onlarca yerde bunu söylemiş bize Yaradan. Bilinçli bir şekilde iman edip salih amel işleyeceğiz, günahlardan kaçınacağız ve canımızı inşeallah müslüman olarak teslim edeceğiz.

Efendi Hazretlerimiz (K.S.) buyurdu ki: “Biz dünyaya yaşamaya gelmedik, müslüman olarak ölmeye geldik.”

Burakhan Yılmaz, Kaan ve Emir Sultan… Yeğenlerimin üçüyle de gurur duyuyorum. Onlarda inşeallah hepimizin kurtuluşuna vesile olacak parlaklığı görüyorum.