PAYLAŞ
Kuran Müslümanlığı mı Kuran İnkarcılığı mı

Son yıllarda, Kur’ân ve Sünnetten çıkarılan itikâdı; yani Kur’ân’ın emrettiği ile tam olarak örtüşen bir itikad ve bunun getirdiği amellere sıkı sıkıya bağlı olan ehl-i sünneti, belki tümden yıkıp ortadan kaldırmak için ortaya atılan argümanlardan biri de “Kur’ân Müslümanlığı” oldu.

Nebî ve İslâmla Yaşadıkları Sorun

Gideceği yer belli olan bu îcâd ile en hafifinden Mevlâ Te’âlâ’nın koymuş olduğu peygamberlik müessesesi hafifletilip, yalnızca bir mesajcı, bir posta memuru vazifesine kadar tenzil edilen bu yüce mertebe, îtikâdî noktadan bakıldığında, O’nun (celle celâluhû) âyetlerini redde varan bir sapkınlık ve hattâ düşmanlığa varıyor.

Çok yönlü bir anlayış erezyonunu beraberinde getiren, popüler İslamoğlu ve benzeri anlayışlarla izleyici bulan bu saldırı modelinin, hem Şîâ hem sözde Selefî ve hem de başka sapık akîdelerden beslenebildiğini görüyoruz.

Kur’ân Müslümanlığı mı Kur’ân İnkarcılığı mı?

Çok basit bir şekilde, bir örnekle durumu özetlemek gerekirse, temelde Fussilet Sûresi 6. âyet-i celîlesini

قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَق۪يمُٓوا اِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُۜ وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِك۪ينَۙ

kelime tercümesinden delil alırken, bu milletin Kur’ân’dan uzak kalmasını fırsat bilip Nîsâ sûresi 59. âyet-i celilesi

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ وَاُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْكُمْۚ فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ ف۪ي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ اِلَى اللّٰهِ وَالرَّسُولِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَأْو۪يلًا۟

ve Necm sûresi 3. âyet-i kerîmesini

وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوٰىۜ

atlamayı beceriyorlar. Elbette ve gerçekten bu, önce bu milleti Kur’ân’dan uzaklaştırmak, sonra Allâh’ın (celle celâluhû) ayetlerini ve O’nun Resûlünü (sallallahu aleyhi ve sellem) küçümsemek, yoksaymak ve bir milleti tümden dinden menetmek üzere, ciddi planlı bir saldırının, belki bir parçasıdır.

Kur’ân Müslümanlığı İfâdesine Dâir İsimli Makale

Konuyu burada gündeme getirmeme sebep olan, Üveys AKI Hoca Efendinin Dârü’s-Selâm‘da kaleme aldığı makalesini okumanızı öneririm. Kısa ve öz bir şekilde tehlikeyi ifade ediyor.

Bu arada yazıyı bitirmeden evvel, yukarıda zikrettiğimiz âyetlere yenden, bu sefer tefsirli meâlleriyle birlikte bir bakalım:

Birinci âyet-i celîle-i cemîle

قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَق۪يمُٓوا اِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُۜ وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِك۪ينَۙ

(Habîbim! Kendi söylediklerine inanmayan bu kişilere cevaben) de ki: “Ben (melek ve cin değilim ki, görüşüp tanışmamız mümkün olmasın, ayrıca ben sizi akıl almaz birtakım şeylere çağırmıyorum ki davetim kabul görmesin, bilakis ben) ancak sizin gibi bir be şerim ki, bana İlâhınızın ancak ve ancak bir tek İlâh olduğu vahyedilmektedir. (Artık aklî ve naklî tüm delillerin lehine şahitlikte bulunduğu “Tek bir İlâh’a ibadet” çağrısı nasıl redde dilebilir?) Öyleyse siz (şirkin güvenilmez kulpuna tutunarak, sizi tevhîde çağıranlara: “Kalplerimiz kılıflı!” demeyi bırakın da, tevhîd ve ihlas gibi sımsıkı kulptan tutarak) O (Allâh-u Azîmüşşâ)na doğru yönelin ve (geçmiş teki yanlış inanç, söz ve davranışlarınızdan dolayı) O’ndan bağışlanma talep edin! O müşrikler içinse (Rablerine ortak koşmayı sür dürmeleri nedeniyle) büyük bir helâk (ve sonsuz bir azap) vardır. (Fussilet sûresi, 6. âyet-i kerîmesi)

İkinci âyet-i celîle-i cemîle

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ وَاُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْكُمْۚ فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ ف۪ي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ اِلَى اللّٰهِ وَالرَّسُولِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَأْو۪يلًا۟

Ey iman etmiş olan kimseler! Allâh’a itaat edin, o Rasûl’e ve sizden olan (âlimler, kadılar ve idâreciler konumundaki) ülü’l-emre de itaatte bulunun! (Ancak bu, onların size, Allâh ve Rasûlünün itaatini emretmeleriyle kayıtlıdır.) Şayet siz (ve yetkililer, dinle alâkalı) herhangi bir şey hakkında (aranızda) anlaşmazlığa düşerseniz, hemen o (meselenin doğru yorumu)nu Allâh(ın kitabın)a ve (kendisi mevcutsa bizzat) o Rasûl’e (değilse onun sünnetine) çeviri(p havâle edi)n. Eğer siz Allâh’a ve o son güne inanmakta olduysanız (size emredileni aynen yerine getirin)! İşte bu (türlü fikir ayrılıklarında Kur’ân ve Sünnet’e başvurmanız, kendi görüşünüze uymaktan) daha iyidir, (âhirette güzel sonuç vereceği için) netice itibarıyla da daha güzeldir! (Nîsâ sûresi 59. âyet-i kerîmesi)
Âyet-i celîlede geçen “Ülü’l-emîr”den kimlerin kastedildiği hakkında birkaç görüş vardır: Birincisi; Rasûlüllah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) zamanında olan ve ondan sonra bulunan Müslümanların emîrleridir ki; halifeler, sultanlar, kadılar, ordu komutanları ve harbe gönderilen müfreze emîrleri buna dâhildirler. İkincisi; dini iyi bilen fıkıh âlimleridir ki, bu görüş İbni Abbâs (Radıyallâhu anhuma) başta olmak üzere birçok sahâbe ve tâbi`în tarafından tercih edilmiştir. Zira diğer emîrlerin, İslâm’ın hü kümlerini iyi bilen ulemâya başvurmadan hareket etmesi imkân sızdır. Bu konuda birkaç görüş daha varsa da en isâbetli görüş bu ikisidir! Bu hususta geniş malumat için bakınız: Rûhu’l Furkan: 5/265-285

Üçüncü âyet-i celîle-i cemîle

وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوٰىۜ

O nefsânî bir arzudan dolayı konuşmaz! (Necm Sûresi, 3. âyet-i kerîme)

Daha başka âyet-i celîleler de çoktur, okumak, okuyandan dinlemek lâzımdır inşâallâh.