PAYLAŞ

Benim ramazanlarım hep böyle; bu ilk değil ki. İftara birkaç saat varsa işyerinde yemeği düşünmeye başlarım. Malum iftar işyerinde oluyor bizde. 96’da cep telefonu satarken de böyleydi, 2008’de hosting satarken de böyle. İftarda işyerindesin kardeşim. Evde ancak sahur yapabilirsin. Herneyse iftara birkaç saat kala, her ne kadar genelde acıkmasak da iftar sofrası için çalışırım.

Bu muhtemelen sevdiğiniz başka herhangi bir şeyi yapmak gibi. Yani hevesle bir maç izleme gitmek için bilet alırsınız, çok canınız çeker tatlı bir şeyler hazırlarsınız ya da ne bileyim özel bir güne katılmak üzere kıyafet hazırlarsınız gibi.

Aslında açlık sözkonusu bile değildir belki. Öyle ya, o kadar uğraş “açlık çekmekten” kaynaklanacak olsa o açlığa dayanamamanız ve bunları haliyle yapamamanız gerekir. Yok yok…bu öyle bir şey değil. Ramazanda yenen şeyin tadı başka, yerken alınan keyif başka. Bu bambaşka ve gerçekten bir keyif. İşte o keyfe hazırlanmak için iftara birkaç saat kalması yeter.

Bu ramazan ise diğerlerinden biraz farklı oldu. İlk defa ofiste mutfak var ve iftar yemeklerini kendimiz hazırlayabiliyoruz. Eh canım ne çekerse yapma şansım var diyebilirim…elhamdülillah.

Saat yaklaştıkça telaş artıyor. Eskiden hatırlarımda sağa sola iftar için verdiğimz siparişler geldiğinde yaklaşık 10 kişilik yemek toplanmış olurdu. İşyerindeki masalar bunların sofrası olmak için birleşirdi. O zaman kapıyı açıverdik mi iftara misafir arama zahmetine hiç girmemiş olurduk. Misafir sıkıntısı çekmezdik. O zamaniki aç gözlüydük…Ali ve ben. Hatırlarım da sadece lokantaya verdiğimiz sipariş, 4 servis (4 kişilik) ile gelirdi. Halbu ki lokantaya hiç bir zaman 1 ya da 2 kişiyiz diye düşünmeden, sadece beğendiğimiz ve yiyebileceğimizi düşündüğümüz yemek ve tatlı siparişlerini verirdik. Ardından çiğköfteciye, özel bir şeyler yapanlar varsa onlara, mantıcıya, kebapçıya…

Aslında tabii nasılsa yeniyor rahatlığından, nasılsa misafirimiz olur Allah’a şükür düşüncesinden. İşte bu sene malesef eksik olnalardan biri de bu. Sofrada bizden başkası yok.