PAYLAŞ
epileptik kişi, sara, epilepsi hastalığı
(Son güncelleme: 18 Şubat 2017)

Cuma günü birkaç işim için dışarıdayken, gideceğim yere şöyle bir sahilden uzanarak gitmeyi tercih ettim. Malumâliniz maksat bir sahil yürüyüşü yapmak. Hava tam da sevdiğim türde bir yağmuru indirmek üzere hafiften çiselerken, puslu havayı pek seven benim gibi bir kurt için dahi hava raporlarında söylenen deyimle hava kalitesi düşük görünüyor. Gün içinde iki sefer yağacak çamurun o kavruk yansıması nedense gökyüzünde kendini göstermiyor Havayı böyle karşıdan seyredip neler olacağı hakkında fikir yürütmek aslında insanoğlunun çaresizliğine de iyi bir örnek teşkil ediyor. Bilmiyorum, epilepsi, epileptik, sara kelimelerini daha evvel duydunuz mu.
Epilepsi de insanın çaresizliği karşısındaki imtihanlardan biri olsa gerek. Elbette insanın çaresizliği, ebedi olan ilahi çareyi farkedene kadar. İşte belki de imtihanın asıl kısmı bu.

Yürürken sanırım sahili unuttum, başımı eğdim ve aklımdan geen başka şeylerle meşgul olmaya başladım. Çünkü istikametimde yerde yatan çocuğu görmem hemen hemen birkaç adım kala mümkün oldu. Hatta ilk gördüğüm anda algılayamadım diyebilirim. Ne varki yatanın bir çocuk olup da kalkmak üzere olduğunu ve bu çocuğun rasgele bir yere takılıp da düşmediğini yanındaki kişiyi görünce anladım. İşte yukarıda bahsettiğim çaresizlik gözlerini doldurmuş olan anne ağlamayıp rahatlamakla dik durup krizi atlatmak arasında gidip geliyordu. Sanırım o esnada yanında görmeyi en çok arzu edeceği kişi annesiydi.
2 adımlık bir hareketlenme ile yanlarına vardım. Çocuğun halini sormanın anlamı yoktu. Annesinin iyi olup olmadığını metrak etmiştim daha çok. Belli ki oğlu epileptik ancak ya kendisi ? O esnada olduğu yerde düşüp kalacak bir yetişkinin yaralnma ihtimali bir çocuktan çok daha fazla. Kendilerine, yakındaki evlerine gidene kadar refakat ettim. Doktor sorduğumda öğleden sonra randevuları olduğunu söyledi annesi. Allah şifa versin, yavrucak henüz ilkokula başlamış ve ilk karnesini almış. Allah saklasın…elhamdülillah.
Şimdi aslında toplumda sık görülen bir rahatsızlık olması sebebiyle epilepsi hakkında birkaç bir şey söylemek ihtiyacı hissettim. Önce bilinmesi gereknlere bakalım derim.
  • Epilepsi beyinin (Akıl değil organ olan beyinden bahsediyoruz tabii) çalışması ile ilgili bir rahatsızlık.
  • Kendini epilepsiye has krizler ile gösteriyor.
  • En kötü yanlarından biri krizlerin önceden belirgin belirtilerle gelmemesi.
  • Krizleri uykusuzluk, alkol ve diğer uyuşturucu maddeler, kafein, regl dönemleri, B6 eksikliği, kan şekerinin düşmesi gibi etkenler tetikliyor.
Yanlış bilinen o kadar çok şey var ki doğrularını buraya not edelim:
  • Epileptik kişi krizler dışında her açıdan gayet sağlıklıdır.
  • Epilepsi bulaşıcı değildir.
  • Kriz geçiren bir epileptiğin ellerini açmaya çalışmayın, sadece dilini ısırmaması için dişleri arasına mendil ya da kalem türü zarar vermeden zarar görmeini engelleyici şeyler koyabilirsiniz.
  • Krizde asla kolonya ve benzeri malzemeler kullanmayın.
  • Krizdeki hasta aslında sandığınız gibi bayılmış değil. Bunun için soğan ve benzeri şeyler de kullanmayın.
Pekiyi kriz anındaki epileptik için nasıl bir ilkyardım yöntemi uygulanmalı ?
  • Öncelikle hasta yalnız ise hemen 112’yi arayın.
  • Hastanın kriz anında kendine zarar vermesini engelleyici şekilde davranın. Etrafında zarar görmesine sebep olacak şeyler bulunmadığından emin olun.
  • Sizi kavramasına müsade etmeyin. Şefkatli davranmak, o an bilinci yerind eolmayan hastanın size zarar vermesine sebep olabilir.
  • Bu şartlar altın da hastadan çekinmeden:
    1. Dilini ısırmasını engellemek için dişleri arasına kalınca dürülmüş bez, mendil gibi bir şey koyun. Metal malzeme (çatal, kaçık, bıçak) kullanmayın.
    2. Hastayı hafif yan pozisyonda yatmasını sağlayın.
    3. Gömlek ve benzeri yakası açılabilir şeyler varsa açın, kravat varsa çözün, rahatlamasını sağlayın.
    4. Kendine geldiğinde aniden kalmasına müsade etmeyin. Kendine geldikten sonra en az birkaç dakika olduğu yerde ya da oturarak dinlenmesi iyi olacaktır. Kalkmasına yardımcı olmayı unutmayın.

Küçük çocuğun o gün 3. nöbetini geçirdiği duyduğum anı ve annesinin çaresizliğini unutamıyorum. Anladım ki uzun süredir öyle bir çaresizlik yaşamadım. Bu beni çok etkiledi. Şimdi buraya bakıp da “hıh” diyerek bıyıkaltından bilmiş gülümsemelerde bulunmak yerine o anı canladırmaya çalışırsanız, bugüne kadar her ne görmüş geçirmiş olsanız da bundan fayda göreceğinizi sanıyorum.

Akşama doğru dönerken halen aklımda o anlar vardı. Bu esnada birkaç sefer indirmesine rağmen hava daha bir puslanmış, denizle ti gökyüzü birbirinin tonlarında iki gri olmuştu. Bu pis ve puslu havanın arasından pisliği yırtarcasına güneşin bir dolunay şeklinde göründüğüne şahit oldum. İşte güneş tam bir dolunay, tabak gibi yukarıda duruyordu. Öyle ki bulutlara rağmen halen bir güce sahipti ve sanki kocamış kurtların söylenmesi gibi söylenerek sizi kendine bakmaktan men etme gayretindeydi: “Ben halen güneşim…ben halen güneşim”.

Güneşin gündüz gördüğüm ana-oğul çiftini ve elbette daha çok annesini temsil ettiğini düşündüm. Hani o çaresizliğine rağmen önümde ağlayamayan anne. Böylesine geleceği puslanmış bir hayatta yine de bir güneş edasıyla ayakta kalmak zorunda. Sonu yaklaşan yıldız, aldığı hal sebebiyle beyaz cüce olarak adlandırılıyor. Onlar sanki kocamandı. Allah hidayetlerini eksik etmesin.

Allah yardımcınız olsun.

BİR CEVAP BIRAK

Yorumunuzu ekleyin
Buraya adınızı yazın