PAYLAŞ
Bankalarda Altın Hesabı, Vadeli Altın Almak Caiz mi?

Özellikle son zamanda, fazisiz işlem yaptığını beyan eden finans kurumlarının ardından faizli bankalarda bile altın hesabı, altın fonu, altın kâr payı, artan altın hesabı, altın emeklilik gibi türlü altın hesaplarının satışı yapılmaya başlandı. Bu yol ile halkın elindeki altın fiziki olarak toplanmanın dışında, fiziken elde olup olmadığı bilinmeyen altının da hesap üzerinde vatandaşa satışı yapılıyor.

Özellikle son zamanda, fazisiz işlem yaptığını beyan eden finans kurumlarının ardından faizli bankalarda bile altın hesabı, altın fonu, altın kâr payı, artan altın hesabı, altın emeklilik gibi türlü altın hesaplarının satışı yapılmaya başlandı. Bu yol ile halkın elindeki altın fiziki olarak toplanmanın dışında, fiziken elde olup olmadığı bilinmeyen altının da hesap üzerinde vatandaşa satışı yapılıyor.

Çok kolaylıkla faize düşülebilecek bu alışverişin detaylarına Hüsameddin Vanlıoğlu Hoca Efendi değinirken, altın, gümüş ve para alışverişini içeren sarf akdi kavaidi ve hasseten altın alışverişi hakkında İslâmi mecburiyetleri ortaya koyuyor.

Soru: Altını satan ve alan kişilerin aynı yerde olmaları ve satın alan kişinin altını fiziki olarak görmesi veya eline alması gerekmiyor mu? Altın satışı yaparken altını görmek isteyen müşterilerimiz oluyor. Bizim yapmış olduğumuz altın depo hesabı ve satışı uygun mudur?

Hüsameddin Vanlıoğlu Hoca Efendi: Yaşadığımız bu dönemde hızla gelişen piyasa sürekli olarak yeni ticari uygulamaları gündeme getirmektedir. Dini duyarlılığı olan Müslüman kardeşlerimiz doğal olarak bu uygulamaların dinlerine uygun olup olmadığı noktasında araştırma yapmakta ve yetkili kişilere müracaat etmektedirler.

Bu ticarî işlemlerden biri de finans kurumlarının yakın zamanda uygulamaya soktukları altın hesabı diye tabir edilen uygulamadır. Bu uygulamanın içeriğinin ne olduğu ve dinimizde beyan edilen akit türlerinden hangisiyle örtüşüp örtüşmediği açık bir şekilde ortaya konulmalıdır. Aslında uygulamaya konulacak olan yeni ticari işlemlerin her birinin öncelikle dinimize uygunluğu araştırılmalıdır. Araştırma yapacak olan ilim adamlarının hedefi mutlaka bir yol bulup işlemin cevazına gitmek değil, dini kurallara uygun olup olmadığını yönünde olmalıdır.

“Altın hesabı” diye tabir edilen mesele kısaca şöyle uygulanmaktadır: Bankanın kasasında belli bir miktar altın bulunur. Bu kasa ister merkezde olsun ister şubede olsun fark etmez. Banka, kişiye yatırdığı paraya denk düşen miktardaki altını ya hemen teslim eder yahut onun adına açılan hesaba kaydeder. Kişi istediği zaman gidip bizzat altını ya da mukabili tl.yi veya başka para birimine bozdurarak alır.

Fıkıh kitaplarımızda alış veriş konusu, muhtelif açılardan ele alınarak farklı kısımlar ortaya konulmuştur. Bu kısımlardan biri de para, altın veya gümüşten herhangi birini diğeriyle takas etme anlamına gelen sarf akdidir. Başta sünnet olmak üzere tüm kaynaklarımızda sarf akdi diğer alış-veriş akitlerinden farklı tutulmuştur. Buna binaen sarf akdinde, diğer akitler için gerekli görülmeyen bazı şartlardan bahsedilmiştir. Zira Kur’an-ı kerimin açık nassıyla haram kılınan faiz, insanlar arasında en çok, sarf akdiyle vaki olmuş ve olmaktadır.  Bu aynı zamanda;  sarf akdine ait prensiplerin her hangi bir fesada ve mahzura yol açmayacak şekilde düzenlendiği anlamına gelmektedir.

Sarf akdinin en temel prensiplerinden biri de nebevi mesajın “yeden-bi-yed” şeklinde ifade ettiği tekabuz şartıdır.

Karşılıklı ivaz içeren alış-veriş akitlerinde akde konu iki şey vardır.

Birincisi; bayi tarafından satılmak, müşteri tarafından satın alınmak istenen nesne ki buna fıkıh diliyle mebi diyoruz.

İkincisi; bu mebiin mukabilinde verilecek olan şey ki para, altın, gümüş veya yerine göre sair mislî mallardır. Buna da fıkıh ifadesiyle semen diyoruz.

Burhanuddin Ali b. Ebi Bekr el-Merğinânî (593) el-Hidâye isimli eserinde ifade ettiği üzere tüm alış veriş türlerinde, mebiin (satılan nesnenin) tayin edilmiş/belirlenmiş olması yeterli görülmüş, akdin sıhhati için ayrıca kabz şartı aranmamıştır. Mebiin tayini yani belirlenmesi, -sarf akdinin dışında- işaret etmekle olabileceği gibi vasıflarını beyan etmekle de gerçekleşir. Mebii kabzetmek, satışa mahal olan nesnede, tasarruf edebilmek için şart koşulmuştur.[Dipnot] Mebîde gerçekleşmesi gereken kabz; hakiki olabileceği gibi hükmî de olabilir. Hükmi kabz; mebii kabzetmeye mani tüm engellerin bertaraf edilmesidir. Fıkıh diliyle buna tahliye denir.

Sarf akdinde ise, akde konu olan şey; bir itibarla mebi, diğer bir itibarla semendir.  Mebide tayin akdin sıhhati için şart olduğundan bu akitte de tayin gerekli görülmüştür.  Şu kadar var ki; burada yani sarf akdinde bir yönüyle mebi olarak değerlendirilen şey işaret etmekle veya vasıflarını beyan etmekle tayin edilmiş olamayacağından tekabuz şart koşulmuştur. Aynı zamanda bunun hükmî değil hakiki kabz olması da ayrı bir şarttır. Bundan dolayı tarafların birbirlerinden bedenen ayrılmadan tekabuz işlemini gerçekleştirmeleri sarf akdinin sıhhati için şart koşulmuştur.

Buraya kadar olan bölümde âlimlerimiz arasında ihtilaf olmadığı gibi muasır ilim adamları arasında da ihtilaf söz konusu değildir. İhtilaf edilen mesele ise kaynaklarımızın sarf bahislerinde mezkûr olan kabzın bir diğer ifadeyle hakik-i kabzın günümüz şartlarında farklı olup-olamayacağıdır. Yani banka hesabına paranın transfer edilmesi hakiki kabz olarak değerlendirilebilir mi, değerlendirilemez mi?

Öncelikle şunu ifade etmek isteriz ki, konumuz klasik fıkıh kaynaklarımızda beyan edilmiş olmadığından, ilim adamları meselenin hükmünü elde edebilmek için farklı bakışlar neticesinde farklı sonuçlara varmışlardır. Şurası muhakkak ki bu mesele günümüz ihtiyaçlarının doğurduğu yeni bir meseledir. Bu yüzden muasır âlimler bu hususta kaynaklara dayanmaktan öte, kaynakları yorumlamayla hükmü elde etmeye çalışmışlardır. Kaynakların yorumlanması neticesinde farklı görüşlerin ortaya çıkması ise son derece doğaldır.

Banka hesabına paranın transferini kabz olarak değerlendirenlerin gerekçelerinden biri şudur: Kabz, kişiye kabzettiği şeyde tasarruf yetkisi vermektedir. Buna binaen müşteri banka hesabında bulunan parasını dilediği zaman çekebilmekte ya da transfer edebilmektedir. Şu halde hesaba kayıt, kişiye tasarruf yetkisi sağladığına göre kabz kabul edilmelidir.

Biz, kabzın kişiye tasarruf yetkisi verdiğini kabul ediyoruz. Ancak kişinin tasarrufa yetkili olmasının, kabz anlamına geleceğini kabul etmiyoruz. Zira ehlince de malum olduğu üzere sarf babının dışında semende kable’l kabz (kabızdan önce) tasarruf caizdir. Hâlbuki bu tasarruf yetkisi, kişi için semeni kabzetmek olarak kabul edilmemiştir.  Bunu temellendirme adına başta hadîs-i şerîfler olmak üzere fıkıh kaynaklarımız da buna şahadet etmektedirler.

Ancak bizden istenilen, aykırı fikir sahiplerinin görüşlerine reddiye yapmaktan öte toplumda ihtiyaç halini almış olan bu meselenin kanaatimizce sahih bir mahmile oturtulmasıdır.

Buna göre altın hesabını iki ayrı şekilde ele alıp incelemek durumundayız:

  1. Yüklü olmayan altın alımlarında müşteri altını bizatihi eline almalıdır. Daha sonradan yapmak istediği meşru tasarrufu yapar.
  2. Müşterinin bulunmuş olduğu mecliste bizatihi altını kabzetmesinin mümkün olamayacağı derecede ki yüklü alımlarda ise vekâlet işlemi devreye sokulmalıdır. Ancak bu öyle bir şekilde yapılmalıdır ki müvekkil vereceği vekâletten haberdar olmalıdır. Söz gelimi; yüklü miktarda altın alacak kişi, kendisini akitte mübaşir zannederek sözleşme kâğıdını imzalayan değil, imzaladığı kâğıtla adına altını satın alacak olan kişiye vekâlet verdiğinin bilincinde olan kişi olmalıdır. Dolayısıyla kendisine vekâlet verilen vekil, altını satın almadan önce iletişim vasıtalarından herhangi biriyle mutlaka haberdar edilmelidir.

Akdin gerçekleşmesi için altının teslim ve tesellümünün yapıldığı yerde biri satıcı, diğeri alıcı olmak üzere mutlaka en az iki kişi olmalıdır. Bu yüzden finans kurumunun altın borsasında satış elamanının dışında müşteri adına altını alıp belli yerlere yatıracak bir vekili akit meclisinde bulundurması gerekmektedir.

Finans kurumuna altın almak için gelen müşteri, haberleşme vasıtalarından biriyle bu iş için özel bölümlerde bulunan altın borsasındaki yani fiziki altınların bulunduğu mahaldeki kişiye şu şekilde vekâlet verecek: Birazdan havale yoluyla göndereceğim meblağ ile benim adıma şu kadar altını alıp kabzedersin. Ve alacağın altını şu numaralı hesaba yatırırsın. Bunun akabinde bulunduğu şubeden, kurum tarafından satışa yetkili olan kişiye parayı havale eder. Müşterinin vekili olan kişi, alacaklı olduğu meblağ ile kendisinden istenilen altını satın alır ve kabzeder. Bu şekilde finans kurumunun vekili ile müşterinin vekili fiziki altınların bulunmuş olduğu mahalde alış veriş işlemini icra etmiş olurlar.

Finans kurumu anlattığımız şekilde alış verişlerini icra edecek olurlarsa bu işlem yani kurumdan altın alma işlemi caiz olur. Aksi takdirde bu vekalet işlemi devreye sokulmazsa caiz değildir.

Saydığımız şartları bulundurmasıyla beraber caiz görülen bu işlem, kurumun diğer işlemlerinin de caiz olduğu anlamına gelmemektedir. Diğer işlemlerin her biri müstakil birer mesele olduklarından ayrıca ele alınmalıdırlar. Biz,  istenilen tek bir mesele ile ilgili işlemin caiz olabileceği bir yolu göstermiş olduk.

Allah tüm meselelerde rızasına muvaffakiyeti gözeten kullarından eylesin!