PAYLAŞ
Şefaat Yâ Resulallah

Tevessülü inkâr edenler için kötü, şüphe edenler için ise aydınlanmak üzere iyi bir yazı. İnkâr edenler için neden kötü olsun derseniz, inkârzıların hüccete kulak tıkamasındandır. Onlar delillere düşman, kör taklitlere dosttur. Bu yazı, İsmâilağa Cemaatinin önde gelen ismi, ehl-i sünnet müdâfii hocamız, büyük âlim Cübbeli Ahmet Hoca Efendi tarafından birkaç sene evvel yayınlanmıştı. Yazıda tevessülü inkâr edenlerin çürük düşüncelerinin, hocamızın hatırlattığı delillerle ne denli mesnetsiz olduğu, tevessülün varlığı ve hak oluşu hadisler ışığında açıklanıyor.Allah hidayet yoksunlarının kalplerini kurtasın, hidayet nasip etsin. Yazı aynen kopyalanmıştır.

TEVESSÜL İNKÂRCILARINA TEESSÜF

Allah-u Teâla’ya, Zat’ının celaline yakışır şekilde hamd-ü senadan, Resûlü Muhammed Mustafa’sına, kendisini bizden razı edecek şekilde salât-ü selamdan ve âl-i ashâbını bu salavâta kattıktan sonra; bu sayıda yazmaya başlamak istediğim konu, günümüz Müslümanlarının kafaları karıştırılarak itikatlarının bozulmak istendiği tevessül konusudur.

Maalesef Ehli Sünnet olarak tanıdığımız ve kendilerine güvendiğimiz Müslümanların bir kısmı, kendilerini selefi diye tanıtan Ehli Sünnet dışı bir takım akımlara kapılarak Rasûlüllah (sallallahu Aleyhi Vesellem) Efendimizin bile vefatından sonra bir şeye gücü yetmediği, dolayısıyla ne ondan, ne de başka hiçbir peygamber ve veliden ölümlerinin ardından bir fayda gelmeyeceği şeklinde yanlış bir inanca sahip olmuşlardır. Hatta peygamberlerin ve velilerin yüzü suyu hürmetine Allah-u Te’âlâ’dan bir şey istemenin şirk olduğunu savunacak kadar büyük bir batağın içine sürüklenmişlerdir.

Bu gibi yanlış görüşleri savunanların bir kısmı ilim ehli geçinmekte cahil buldukları masum halkı kandırma kastıyla ve Rasûlüllah (sallallahu Aleyhi Vesellem)’e ait Hırka-i Şerif ve Sakal-ı Şerif gibi kutsal emanetleri ziyaretin bile onları dinden çıkaracağı görüşünü yaymakta, böylece Müslüman Türk milletini ve diğer Müslüman halkları on dört asırdır amel ederek bereketlendikleri güzel tatbikatlardan uzaklaştırmaya çalışmaktadırlar.

Tabi ki bize düşen, ilmî delillerle konuya açıklık getirmek ve bu hususta kafalara sokulmak istenen şüpheleri ortadan kaldırmaya çalışmaktır. Bu vesileyle tüm okurlarımı hakkı bulma ve doğruya erme niyetiyle yazılarımı dikkatlice okumaya davet eder ve hepimiz hakkında Rasûlüllah (sallallahu Aleyhi Vessellem)’in: “Ey Allah’ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip eyle, batılı da batıl olarak göster de ondan sakınmaya muvaffak eyle!” duasıyla dua ederim. Yazımı “Tevessülün mahiyeti ve çeşitleri”, “Tevessülün âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf’ten delilleri”, “Tevessül edilen zatın diri veya ölü olması arasında bir fark bulunmadığı”, “İbadetin hakikati”, “Müşriklerin ibadetiyle müminlerin tevessüllerini mukayese etmenin yanlışlığı”, “Rasûlüllah (sallallahu Aleyhi Vessellem)’in mübarek saçı, sakalı, cübbesi, kabr-i şerif-i ve sair kutsal emanetleri ile teberrük” başlıkları altında sürdürmeye çalışacağım. Allah-u Te’âlâ bizlerden güzel anlatım, sizlerden de güzel anlayış nasip eylesin.
Tevessülün Mahiyeti Ve Çeşitleri

Tevessül; bir şeyi bir şeye aracı etmek, bir şeye ulaşmak için bir şeyi vesile edinmek gibi anlamlara gelmektedir ki, İslam’da bunun bir takım çeşitleri vardır.

1- Allah-u Te’âlâ’nın isimlerinden herhangi bir isimle tevessül. Nitekim Âişe (Radıyallahu Anhâ)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifteki duasında Rasûlüllah (Sallallahü Aleyhi Vesellem): “Ey Allâh’ım! Ben Senden temiz ve pak olan, Sana en sevgili olan o mübarek isminin hürmetine isterim ki onunla dua olunduğunda kabul edersin, onun hürmetine bir şey istendiğinde verirsin…” buyurmuştur. (İbn-i Mace, Dua, No : 3859, 2/1268)

2- Salih amellerle tevessül. Buna örnek olarak, içinde bulundukları mağaranın kapısına kaya yuvarlanarak mağarada mahsur kalan üç kişinin kıssasını anlatabiliriz. Nitekim İbn-i Ömer (Radıyallahu Anhûma)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte beyan edildiği üzere: “Bu üç kişiden biri, ana babasına yaptığı iyilik hürmetine, ikincisi, bütün fırsatları elde etmişken zinadan uzaklaşması vesilesiyle, üçüncüsü de, emanete riayeti ve başkasının malını koruyup tam olarak sahibine ödemesi hürmetine Allâh-u Te’âlâ’dan o kayayı mağaranın ağzından kaldırmasını niyaz etmişler, Allâh-u Te’âlâ da, onların bu iyi amellerini dualarının kabulüne vesile kılarak her bir tevessülün peşine kayayı biraz daha açmış, sonunda onları tamamen kurtarmıştır.” (Buhârî, Buyû’, 98, No: 2102, 2/771; Müslim, Zikir 27, No: 2743, 4/2099) Zaten bu iki madde Müslümanlardan hiçbir kimsenin meşruluğu hakkında ihtilaf etmediği konulardır. Tevessül meselesinde bir takım anlayışsızların karşı çıktığı hususlar ise bundan sonra zikredilecek olan kısımlardır ki, biz bu yazımızda fırsat bulduğumuz ölçüde bu bölümleri örneklendirerek izah edeceğiz. İnşâallâh bir sonraki yazımızda da bunların meşruiyetinin delillerini gün gibi ortaya koyacağız.

3- Rasûlüllah (Sallallahü Aleyhi Vesellem)’in ismiyle tevessül. Nitekim İbn-i Kesîr’den nakledilen: “Yemâme vâkasında Müslümanların şiarı (kendilerini tanıtıcı vasıfları): ‘Ey Muhammed! (Bize yetiş!)’ demeleriydi” (el-Bidâye ve’n-Nihaye, 6/324) rivayeti, sahabe-i kiramın Rasûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in ismi hürmetine Allah-u Te’âlâ’dan yardım istediklerinin en büyük delili ve örneğidir.

4- Rasûlüllah (Sallalahu Aleyhi Vesellem) ve sâlihlerle Allah’a ant vermek. Mesela bir kişinin: “Ey Allah’ım! Sana Rasûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile ant veriyorum ki benim şu dileğimi mutlaka yerine getiresin.” Veya: “Falan veli ile hürmetine senden istiyorum ki mutlaka hastama şifa veresin” demesi bunun örneğidir. Allah’a ant verme konusunun meşruluğuna dair deliller bir sonraki yazımızda inşâallâh zikredilecektir.

5- Rasûlüllah (Sallallahü Aleyhi Vesellem)’den ve sâlihlerden dua isteyerek onlarla tevessülde bulunmak. Bir kimsenin: “Ey Allah’ın peygamberi! Ben senden ihtiyacımın görülmesi için dua etmeni istiyorum” demesi bu kabildendir. Nitekim Ömer (Radıyallahu Anh) umreye gitmek için Rasûlüllah (sav)’den izin istediğinde, Rasûlüllah (sav) ona: “Ey kardeşim! Bizi duandan unutma” diyerek tevazu göstermiştir. (Ebû Davûd, Salât 358, No: 1498, 1/470) Salihlerden dua isteme hususunda daha birçok hadis-i şerif mevcuttur.

6- Rasûlüllah (Sallallahü Aleyhi Vesellem)’in veya herhangi bir velinin makamı ya da hürmeti ile tevessülde bulunmak. Nitekim bir kimsenin : “Ey Allah’ım! Ben peygamberinin hürmetiyle sana tevessül ediyorum.” demesi, “Ben onun yüce makamını ve Senin katındaki yüksek mertebesini ihtiyacımın görülmesi için sebep kılıyorum” anlamına gelmektedir.

7- Rasûlüllah (Sallallahü Aleyhi Vesellem)’in ya da velilerin hakkı ile tevessülde bulunmak. Bir kişinin : “Ey Allah’ım! Ben peygamberin hakkı hürmetine sana tevessülde bulunuyorum” demesi, Rasûlüllah (sav)’in hürmetine Allah-u Te’âlâ’dan bir şey istemesi demektir, yoksa Allah-u Te’âlâ’ya bir şey vacip olur (zorla yaptırılabilir) anlamında değildir. Salihlerin hakkı ile Allah-u Te’âlâ’ya tevessülde bulunmanın meşruiyetinin delilleri de inşâallâh bir sonraki yazımızda açıklanacaktır.

8- Rasûlüllah (Sallallahü Aleyhi Vesellem)’in, veya diğer peygamberlerin ya da velilerin zatıyla tevessülde bulunmak. İşte bu kişinin : “Ey Allah’ım! Ben Senden peygamberin Muhammed (sav) hürmetine dileğimi yerine getirmeni isterim” diyerek Rasûlüllah (sav)’in zatını veya diğer salih kimselerin zevatını aracı yapmasıdır.

9- Rasûlüllah (Sallallahü Aleyhi Vesellem)’den şefaat istemek. Bir mütevessilin : “Ya Rasûlallah! Bana şefaat et!”, “Senden bana şefaat etmeni isterim”, “Ey Allah’ım! Peygamberini bize şefaatçi kıl” gibi sözlerle şefaat talep etmesidir ki bu kısmın izahı da bir sonraki yazımızda yapılacaktır.

10- Tevessül çeşitlerinden biri de bir işi bizzat vesileye isnat ederek ondan istemektir ki bir manada bu, vesile olan şahıstan, o işin görülmesi için Allah-u Te’âlâ’ya yönelmesini istemektir. Zira Allah ile birlikte kimsenin yapma veya bırakma hakkı yoktur. Aracı edilen zat ise bir şefaat ve dua sebebi olmaktan öte geçmez. Bu kısmın tafsilatı da inşâallâh ileride gelecektir.

Kaynak: www.bizimismailaga.com